Archive for the ‘Banka - Bankacılık’ Category

Büyük Buhran 1929 ve Genç Türkiye Cumhuriyeti

Mayıs 29, 2010 - 2:56 am No Comments

Ziraat Bankası KPSS şartını kaldırdı

Nisan 13, 2010 - 9:19 pm No Comments

Sınavımıza 18 bin kişi müracaat etti. Bu sınavlar Türkiye’de bir ilk olacak. (daha fazla…)

İş Bankası 2010`da 1000 çalışan alacak

Ocak 4, 2010 - 1:44 am No Comments

İş Bankası

Geçen yıl 66 yeni şube açıp 1500 personel alan İş Bankası yeni yılda şubeleşmeye ve eleman almaya devam edecek. İş Bankası Genel Müdür Yardımcısı Aykut Demiray, bankanın alacağı çalışan sayısının 1000 kişi olacağını söyledi (daha fazla…)

Bir De Banka Satın Aldın Mı Tamam!

Ocak 21, 2009 - 7:48 pm No Comments

İşlerini belli bir büyüklüğe ulaştırmış bazı işadamları çok iyi paralar kazanmaya başladıklarında, ‘yanılmazlık sendromu’na kapılırlar. Yanılmazlık sendromu kısaca, ‘Ben işleri bu duruma getirdim. Demek ki, yaptıklarım ve de yapacaklarım doğrudur, ben yanlış yapmam’ şeklindeki düşünce tarzıdır.

Bu tür işadamları bu aşamada, ‘para kazanma tutkusu’nu aşar ve büyüme, çok daha fazla büyüme, sektörüne, ekonomiye, ülkesine, dünyaya hükmetme eğilimine girer. Kısaca, ‘iktidar tutkusu’na kapılır.

Onların ilk hedeflerinden birisi bir basın-yayın organı edinmektir. Çünkü basın-yayın organları iktidar sağlamakta en etkili organlardır. Bir gazete hele hele arkasından bir de televizyon aldın mı bitirdin işi. Evet, şimdi, ‘Artık kimse bizi tutamaz sendromu’ başlamıştır.

İkinci hedef bir de banka edinmektir. Banka alınınca da, ‘Artık sırtım yere gelmez sendromu’nun etkisi görülür ve iktidar ‘tutkusu’, iktidar ‘hırsı’na dönüşür.

Bundan sonrası kolaydır. Nüfuz casusları ve nüfuz rantı peşinde olan eski bakan, müsteşar, üst düzey bürokrat, merkez bankası, devlet bankası veya özel bankaların eski başkan, genel müdür ya da üst düzey yetkilisi, emekli general, profesör, şirketin iştigal sahası ile ilgili diğer kuruluşların üst düzey yöneticisi tanınmış, nüfuzlu, itibarlı veya cambaz kişiler yönetim kurullarına alınır, danışman yapılır veya nadiren de olsa bazılarına aktif görevler verilir. Gerçek iktidarlar (hükümetler, mahalli idareler ve diğer etkili kuruluşlar) ile ilişkiler güçlendirilir.

Eskiden bu büyüme modelini gerçekleştirmek çok zordu. Öyle kolay kolay basın-yayın sektörüne girilemezdi. Banka satın almak felan adeta bir hayal idi. Nüfuzlu kişiler şirketlerin yönetim kurulu üyeliği tekliflerine lap diye atlamazlardı. Onları cezbetmek kolay değildi. Ama modeli bir de kurdun mu sırtın gerçekten de yere gelmezdi.

Ancak son gelişmeler gösteriyor ki, model büyük yaralar almıştır. İstediğin kadar büyü, sektörüne hükmet, arkana gazete, televizyon, nüfuz tüccarı veya casusu al, kurumsal bir yönetim tarzı benimsememiş isen bir gün dizlerinin üzerine çökebiliyorsun. Bu, ‘çökme’nin eski, ‘batma’ dan önemli bir farkı var. Eskiden işi ile birlikte işadamı da batardı, şimdi batmıyor, hatta eskisinden daha problemsiz bir hayat yaşayabiliyor. Belki de model onun için rahatlıkla göze alınabiliyor.

Modelin batışı, olağan üstü büyüdüğü, para kazandığı, mevcut başbakanı, belediye başkanını ve hatta papatyaları arkasına aldığı zaman dahi çöken işadamları ile başladı. Daha sonra gazete, televizyon, radyo, banka ve hatta eski bakanlık forsu sahibi olmalarına, cumbabaların aile resmi içerisinde yer almalarına rağmen çöken işadamları ile devam etti ve ediyor.

Yeni ekonomi her şeyin başına bir e-koymaktan ibaret sanılıyor. Halbuki ekonomide topyekun değişimler oluyor. Yeni ekonomi bir, ‘yeni yönetim’e ihtiyaç gösteriyor. Ben bu ihtiyacı işadamları seviyesinde hissettiren bir örnekleme yaptım ve artık bazı patronların takkelerini önlerine koyarak işlerini kurumsallaştırmaları zamanı gelmiştir demek istedim sadece.

Batan Bankalar, Satılan Bankalar Derken Yok Olmaya Yüz Tutan Bankacılığımız

Ocak 21, 2009 - 7:44 pm No Comments

Bir dönem batan bankalar gündemdeydi. Şimdi de satılan bankalar. Yakın gelecekte de yok olan bankacılık sistemimiz konuşulacak gibi…
2000’li yıllara yaklaşırken ve hemen sonrasında batan bankalar, battığı için el konulan, devlet güvencesine alınan bankalar, batan bankaların kapısında kriz geçiren mudiler çok konuşuldu, çok konu oldu.
Sonrasında 2001 krizi patlak verdi. Arkasından Kemal Derviş (davet edildi süsü verilerek) gönderildi Türkiye’ye. O zamanlar birçok kişi Derviş’i kurtarıcı gibi gördü, savundu.
Sonrasında IMF, Türkiye’de ekonomik yönetimi Derviş aracılığıyla ele aldı. Halen de elinde tutuyor. IMF’den kurtuluş yollarını arayan bir yönetim hala ufukta gözükmüyor…
ABD’nin, büyüyen ekonomileri törpüleme aracı olan IMF, Türk halkı nezdinde fazla kabul görmese de, kriz sonrası ekonomik her kararı IMF doğrultusunda veren Türkiye’de batan bankalar bir, bir satışa çıkarıldı.
El konulan bazı bankaları, Danıştay, ‘usulsüz el konuldu’ gerekçesiyle iade etti.
Bütün bunlar Türk Bankacılık sisteminin bocalatıldığı bir dönemdir. Batanlar mı, batırılanlar mı, el konulanlar mı, satılanlar mı? Kimler haklı, kimler haksız, adil yargılama yapıp karar vermek yargının işidir.
Batma, batırılma, el konulma satılma manzaralarından sonra Türk Bankacılığının geldiği noktada görüyoruz ki Türk Bankaları birer, birer yabancılara satılıyor. Ve yabancılar bankalarımızı almak için sıraya giriyor.
Bankacılık sektörünün, üst limit olarak % kaçı yabancılara satılabilir?
Araştırdığım kadarıyla bu konuyla ilgili bir üst limit göremedim. Satılabildiği kadar satılır diye bir esneklik var sanırım bu konuda.
Yabancıya satışlar konusuna bir başka noktadan, emlak piyasasından bakınca, satılabilir mülklerin %05’inin (binde beşi) yabancıya satılmasına müsaade ediliyor ibaresi mevcut.
Ancak, binde beş dense de, Türkiye’de yabancıya ne kadar mülk satıldığını bir denetleyen var mı acaba..? Çok değerli kıyı bölgelerimizde, Ege Bölgesinin turistik mekanlarında gelip dükkan açmış olan yabancı emlak şirketleri topraklarımızı kendi vatandaşlarına öyle bir satıyorlar ki, çoğumuz farkında bile değiliz.
Bu şirketlerde çalışan kendi vatandaşlarımız da “Çok sevdiğim Atatürk beni affetsin, onun kurtardığı toprakların, onun kurtardığı ülkelere metre, metre satılmasında ben de rol almış durumdayım” diye af diliyor olmalılar…
Muğla-Milas yakınlarındaki turistik Güllük beldesinde, belde sakini bir vatandaşla, sahil bölgelerimizdeki yabancıya satılan mülkleri konuşurken, hiç unutmuyorum şöyle demişti:
-Beni asıl endişelendiren satılan topraklar değil, satılan bankalarımızdır. Bizi bekleyen kötü senaryolar, ekonomimiz yabancıların eline geçtiği zamandır.
Güllük sakini bu beyefendiye o zaman çok hak vermiştim.
Bir dönem batıklarla, el koymalarla bocalatılan banklarımızın bugün bu kadar satışa sunulması doğru mu acaba? Satılması kararlaştırılan payın, tüm sektörün %30’u bile olsa bu oran az bir oran değildir. Diğer ülkelerde bankacılık sektörü ne oranda yabancıların elindedir?
Gazeteci yazar Yiğit Bulut bu oranları şu şekilde vermektedir:
[-Gelişmiş AB ülkelerinde oranlar oldukça düşük. Örneklemek gerekirse; AB ülkelerinden Almanya'da yabancı sermaye payı yüzde 5, İtalya'da yüzde 8, İspanya'da yüzde 10, Hollanda'da yüzde 11, Danimarka'da yüzde 17, Avusturya ve Fransa'da yüzde 19, Yunanistan'da yüzde 20'nin dahi altında.
— Yabancı payının yüksek olduğu ülkeler AB'nin ve IMF'nin kontrol ettiği daha doğrusu sömürdüğü ülkeler. Bunları da örnekleyelim; Estonya'da yüzde 100, Çek Cumhuriyeti'nde yüzde 95, Slovakya'da yüzde 93, Meksika'da yüzde 82, Macaristan ve Polonya'da yüzde 65, Arjantin'de yüzde 48, Peru'da yüzde 47, Şili'de yüzde 42.
Yiğit Bulut–05.09.2006-Radikal]
Bir zamanlar Avrupa ve ABD’de şubeler açan, güçlü bir yapıya sahip olan Türk Bankacılık sistemi, sistemli bir şekilde bocalattırıldı, batırıldı, el konuldu, birçok badire atlatıldı. Ve zayıflatıldı. Şimdilerde ise özel bankalar ve özelleştirilen devlet bankaları yabancılara pey der pey satılıyor. Bu bir felaket tellallığı değil ama gidişat hiç iyi değil.
Nelere sahip çıkacağımıza toplum olarak hala karar verebilmiş değiliz. Ama en azından devletin satılan bankalara bir dur demesi gerektiği inancındayım.