Kısa Bir Öykü
Masanın üzerinde boş bir kağıt , bir kurşun kalem bir de küçük bir masa lambası vardı. Pencereden içeri yansıyan ay
ışığından başka odaya aydınlatacak başka bir şey yoktu. Lambayı yaktı ve masaya oturdu. Hep tek başına olduğunu
düşündü. Orta yaşlı olmasına rağmen hiçbir zaman ne bir sevgilisi ne de bir can dostu olmuştu. “Ben” dedi,
“Hayatımı yaşarken sanki tükenmez kalemle yazdım hayatımı. Yaptığım hiçbir hatayı yok edemedim” . Üzgündü.
Pencereden baktı. Hava hafif bulutlu olduğu halde yıldızları görebiliyordu. Kağıda baktı ve artık şiir yazmaya
başlaması gerektiğine karar verdi. Sadece aşık olduğu zaman şiir yazardı. Ama bu ona göre doğaldı. Çünkü ona
göre aşk adamı ya şair ya katil yada merhum yapardı. Fazla düşünmek istemedi. Hayatında kimse yoktu. Ama
ayrılıklar üzerine şiir yazabileceğini düşündü. Masadan kalktı ve kasetçalara yöneldi. Eski aşklarına adadığı şarkıları
dinlerse belki istediği gibi hissedebilirdi. Kendini kötü hissetmek istiyordu bu gece. Çekmeceden bir kaset çıkardı ve
kaset çalara koydu. Sesi biraz kıstı ve masaya yöneldi. Sandalyeye oturdu. Birden gözleri dolmaya başladı.
Ağlıyordu. Yaşı otuzu geçmişti. Arkadaşları aklına geldi. Ne zaman duygulanıp gözyaşı dökse “erkek adam ağlamaz”
yada “büyüdün hala ağlıyorsun” derlerdi. Ama o ağlamayı seviyordu. Yeşil gözlerinden iki damla yaş döküldü
önündeki kağıda. Kalemi aldı eline ve yazmaya başladı.
“Sevdan yüreğimde taze bir yara daha açtı,
Senden uzak, sen bana haram bir ömür geçti,
Ayrılık yaraladı yüzümü,eskitti kalbimi.
Bir ge…”
Kalemin ucu kırılmıştı. İçinden küfretmeye başladı. Çekmeceyi açtı ve kalemtıraş aramaya başladı. Birden aklına
geldi. Komşunun çocuğu almıştı kalemtıraşı. Hiç sevmezdi komşularını. Saatte ilerlemişti. Uykusu gelmişti ve
acıkmıştı. Sıkıldı , şiir yazmaktan vazgeçti. “Markete gitsem iyi olur. Yemek yemem lazım”
Kapıyı kilitledi ve merdivenlerden inmeye başladı. Birkaç merdiven indikten sonra komşularının tartıştıklarını duydu.
“Şunun şurasında evleneli 4 ay oluyor. Ne kadar çabuk bıktılar birbirlerinden” diye söylendi. Gürültüye de gelemezdi.
Çocuk seslerinden nefret ederdi. Apartman kapısından çıktı. Markete gitmek için arabasına mı binecekti yoksa
yürüyerek mi gitseydi? Arabanın anahtarını almadığını fark edince yürümeye karar verdi. Yolda kavga eden insanlar
gördü. Sadece göz ucuyla bakıp yanlarından geçti ve gitti. Dolunay her yeri gündüz gibi aydınlatıyordu. Karşıdan
birkaç sarhoş gencin geldiğini gördü. “En büyüğü 20 yaşında olmalı,yazık”. Öğrenci oldukları her hallerinden belliydi.
Arada bayanlarda vardı. “Acaba daha önce tanıştığım biri var mı aralarında?” .
Yoktu. Hiç kimseyi tanımıyordu. Aslında düşündüğü de saçmaydı. Zaten fazla arkadaşı yoktu. Hatta arkadaşı bile
yoktu. Nerden tanıyacak ki?. Ama gruptan bir kız durdu ve geri döndü. Güzel sesiyle, Merhaba, dedi. Kızın sesi
adamın çok hoşuna gitmişti. Kız yeşil gözleri ile adamı süzdü. “Sizinle daha önce tanışmış mıydık?”, dedi. Adam
kızın şaka yaptığını sandı. Ama davranışlarından ciddi olduğunu anladı ve “Hayır, birine benzetmiş olabilirsiniz.” ,dedi.
Öyle ya, bu kadar güzel ve genç bir kız neden onunla tanışsın? Bu kimsesiz ve kendisine göre yaşlı adamla. Kız
gülümsedi:
* İyi o zaman tanışalım. Ben Gül.
* ……
* Adınızı söylemeyecek misiniz?
* ……
* Ama söylemezseniz tanışamayız.
* Adım Kadir.
* Güzel isim. Çok anlamlı. Nerelisiniz?
* …….
* Ama neden susuyorsunuz ki? Sizinle sohbet etmek istiyorum sadece.
* Arkadaşların bayağı uzaklaştılar. Bende gidersem tek başına kalacaksın. Arkadaşlarını takip et istersen.
* Yok gerek yok. Ben zaten bu civarda oturuyorum. Beni evime bırakabilirsiniz. Zaten sarhoşum.
* ….. peki.
Uzun bir sohbetten sonra markete varmışlardı. Alacağını aldı ve kasaya yöneldi. Kız adama yanaştı ve “Bana bir bira
alır mısın? Param yok. Kalmadı” dedi. Onaylar gibi başını salladı adam. Kız onayı da aldıktan sonra bira almak için
tekrar içeriye gitti. Kasiyer kadın adama sordu. “Kızınız çok güzel. Çok genç yaşta evlendirmişsiniz” dedi. Adam
şaşırdı. Kızın parmaklarına hiç dikkat etmemişti. Kız geri geldiğinde adam parmaklarına baktı. Gerçektende yüzüğü
vardı. Umursamamış gibi davrandı. Eve giderken kıza nereye gideceğini, onu nereye bırakmasını istediğini sordu.
* Şu ilerdeki sitede oturuyorum.
* Bu saatte neden dışarıdasın? Kocan kızmaz mı?
* Aman boş ver onu.
* Neden?
* Annesini eve getirdi, Mutluluğumuz bozuldu.
Adam daha fazla sormaya cesaret edemedi. Evinin önünden geçiyorlardı.
* Burası. Evim burada , dedi kız.
* Ne tesadüf. Bende burada kalıyorum.
* Demek ki onun için bana tanıdık geldin.
* Belki, kim bilir.
Apartmana girdiler. İnerken birilerinin kavga ettiğini duyduğu daireye geldiklerinde kız “Burası benim dairem. Çay
içmeye beklerim.İstersen şimdi bir kahve ikram edebilirim” Dedi. Adam teşekkür etti ve eve gitmesi gerektiğini
söyledi. Merdivenlerden çıkmaya başladı. Kız anahtarını çıkardı ve kapıyı açtı. Birden kocasını karşısında gördü.
Elinde bir tabanca ve yüzünde buruk bir gülümseme.
- Seni ve sevgilini öldürme vakti geldi.
Birkaç el silah sesi duyuldu. Sesler gecenin karanlığına karıştı.
Gün ışıldadığında hayat yeniden başladı. Ama 2 kişi eksikti.






