Tadı Damakta Kalan İlişkiler
Onlar fark edemezler.
Aslında ne hayranları, ne sevdikleri vardır arkalarında umarsızca bıraktıkları.
Kendilerini deli gibi sevenler, aslında hep en yakınlarındakilerdir ama onlar hep beyaz atlı prenslerini çok uzaklarda ararlar.
Keşfedilmeyi, kozasından çıkmak için gün sayan muhtemel bir kelebek gibi beklerler.
Bilemezler, hiç de beklemedikleri birisinin aslında ona her gece şiirler yazdığını.
Ne hayaller süsler bazıları, kimisi ölüme kadar götürür, gene farkında olmazlar.
İki gülümsemesine ne canlar kopar en derinlerden, hayatlar alt üst olur.
Bazen onlar bizi çözer, en zayıf yanlarımızdan, bizim bile bilmediğimiz en güzel yanlarımıza kadar her şeyimizi çözmüşlerdir.
Ayakta uyumaya devam ederiz ama karşımızdaki biricik sevgilimiz değil, canlı bir aynadır.
Biz de biliriz onları, anlarız bazen.
İlk konuşmalar, bakışmalar ve tedirgin tavırlar.
Ellerin sık sık saçlara gitmesi, anlamsız tebessümler ve gene ellerin saçlarla birleşmesi.
Göz kaçırmaları, şirin tavırlar.
Ertesi sabah aşık olduğunuzu fark edersiniz, oysa bilemezsiniz birkaç ay sonra ne kadar aptalca bir sebepten dolayı ayrılacağınızı.
Artık sabah erkenden kalkmaların anlamlı bir anlamı vardır.
Sonuna kadar gitmek istediğiniz anlarda kaygılar yerlerini engin mutluluklara bırakmıştır artık.
İlkler yaşanmış, sonun başlangıcına gelinmiştir.
Yaşanacaklar yaşanmıştır, karşımızdaki ne sevgilimiz ne de çok iyi bir dostunuzdur artık.
Birkaç ay öncesinde yemeğe çıkarken ayna karşısında dakikalarca süslenir, tekrar tekrar makyaj yaparken bugün artık çıkarken aynalara bakılmaz bile.
Cümleler kalıplaşmıştır.
Sonsuz gökyüzü(!) bile sıkıcı gelmeye başlamıştır artık ne eski sevişmeler ne de öpücükler tad verir.
Yeni çiçekler koklanmalı, yeni yasaklı bahçelere girilip ateşlerle oynanmalıdır.
Sanki el ele caddelerde yürünmemiş, yapılan kavgaların ortasında dudaklarına hiç yapışılmamış ve vücudun en değerli eserleri umarsızca sergilenmemişçesine artık birer iki yabancı olunmuştur artık.
Görkemli denizlerin belli belirsiz kıyılarına vuran büyük küçük dalgalar gibi inişli çıkışlı aşk yaşantılarından arda kalan unutulmayan en değerli anlar ve o basit veda konuşmaları olmuştur.
Yaşanması gerekiyordu, yaşanmıştı.
Bitmedi gerekiyordu, zor da olsa giden gitmiş, bitmesi gereken de bitmişti.
Aşık Veysel’e sormuşlar aşk nedir diye, ‘’ Oğlan kızı sever, kavuşamaz, aşk olur ‘’ demiş.
Pinhani’nin dizeleri çınlar yeniden kulaklarımda ;
‘’ O her zaman gülen yüzün, bazen hüzünlü bir şarkıdır.






